|
Akademik
Rekabet
Türkiye’nin bilim potansiyelinin yüzde 10’unu
kullanmasının bence en önemli nedeni akademik rekabetin
olmamasıdır. Akademik rekabet kurumlar arasında veya
bireyler (öğretim görevlileri) arasında olur. ABD’de hem
bireysel hem de kurumsal akademik rekabet vardır.
Türkiye’de üniversiteler her yıl devletten belli bir
bütçe alırlar, kurumsal rekabet yoktur. Türkiye’deki
üniversitelerde bireysel rekabeti 6.11.1981 tarihli 2547
Nolu Yüksek Öğretim Kanununun 23. ve 25. inci maddeleri
belirler. Ancak rekabet maddeleri Türkiye’de tam olarak
uygulanmamaktadır.
İsviçre’de çalışan değerli öğretim üyesi Sayın Prof. Dr.
Cezmi Akdiş’in Yale Üniversitesi’nden teklif aldığını
Hürriyet Gazetesinde Gila Benmayor’un yazısından okudum.
Böyle bir teklif Türkiye’deki devlet üniversitelerinden
yurtdışındaki başarılı Türk doktorlarına yapılabilir mi?
Bu sorunun cevabı Hayır.
2547
sayılı kanunun sayılı 23 ve 25 inci maddeleri doçentliğe
ve profesörlüğe yükseltilmede açık kadroların yurt
çapında duyurulması, yurtiçinde başka üniversitelerden
ve yurt dışındaki başvuruların değerlendirilip atamanın
yapılmasını söylüyor. Ancak Türkiye’deki uygulamada
örneğin İstanbul Üniversitesinde bir akademik kadro
açıldığında buraya başvuran sadece bir kişi oluyor.
Profesörlüğe yükseltilmede Yüksek Öğrenim Kanunu
profesörlük kadrosunun açıldığı üniversitedeki
doçentlerin ve başka üniversitelerde en az iki yıl
çalışmış profesörlerin bu kadroya başvurmasını mümkün
kılıyor. Ancak yine rekabet kuralları işlemeyerek,
sadece o üniversitedeki doçent bu kadroya başvuruyor,
diğerleri sonucu peşinen bildikleri için başvurmaya
tenezzül bile etmiyor. ABD’de üniversiteler arası
öğretim üyesi geçişleri çok yoğundur. Asistan ve
öğrenciler farklı öğretim üyeleri ile tanışma fırsatı
buldukları için bilgi düzeyini artırırlar. Türkiye’deki
bu uygulama 1980’lerden beri var olduğu için genç
öğretim elemanları doğrusunun da bu olduğunu
zannediyorlar. Tıp camiasında olduğum için rekabet
maddesinin köklü tıp fakültelerinde işletilmediğini
bizzat biliyorum. İsterseniz İstanbul Üniversitesi’ne
gidip Çapa ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesine açık kadrolara
kaç başvuru olduğunu araştırabilirsiniz. 5 yeni kadroya
5 kişi başvurmuş ise rekabet yok demektir. 5 kadroya 6
başvuru var ise var demektir. Tahminime göre Yüksek
Öğrenim Kanunu hakkı ile uygulansa Çapa ve Cerrahpaşa’da
yeni açılan 5 kadro için yaklaşık 15-20 başvuru olması
gerekirdi. Vakıf Üniversitelerinde çalıştığım dönemde
YÖK müfettişlerinin buraları sıkı bir şekilde
denetlediğini gördüm. Ancak YÖK müfettişleri devlet
üniversitelerini aynı titizlikle teftiş etmiyor, rekabet
maddelerinin niçin işletilmediğini sorgulamıyorlar.
Amerikan Board Sertifikalı Doktorlar Derneği olarak
tecrübelerimizin ışığı altında bizimde Üniversitelere
yönelik önerilerimiz var ancak bu önerilerimizin
gerçekleşmesi için ya TBMM’den yeni kanunların çıkması
veya öğretim üyesi maaşının 3 ile çarpılması gerekiyor.
Ancak durum akademik rekabet hususunda böyle değil.
Türkiye’de akademik rekabetin başlaması için hiç bir
yeni kanuna ihtiyaç yok. Sadece mevcut 2547 sayılı
kanunun tam anlamı ile uygulanmasına gerek var. Bu kanun
öğretim üyelerinin terfisi için a, b ve c şıkkındaki
kişiler başvurabilir diyor. Ancak hep a şıkkındaki
kişiler başvuruyor ve atanıyorlar. Bu durumda yasaya
aykırı bir olay gerçekleşmiyor, ancak yasadaki rekabet
ruhu öldürülüyor. Ağabey-kardeş ilişkilerinin yaşandığı
akademik ortamda rekabetin bizim kültürümüz ile çelişen
noktaları var. Rekabet maddelerinin uygulanmaması
Üniversitede benzer kafa yapısı ve benzer siyasi görüşte
öğretim üyelerinin artışına neden oluyor. Önce mevcut
kanunları, kuralları tam uygulayalım, bunlar işe yaramaz
ise reform yapmayı düşünelim. Global dünyanın
gerekliliği olan rekabet uygulanmadan Türkiye’deki
üniversitelere kamyon ile para gönderseniz, bu para da
çarçur olur. Rekabet uygulanmadan yapılacak reformlar
uzun vadeli sonuç veremez.
Doç. Dr. Selçuk Can Endokrinoloji ve Metabolizma
Hastalıkları Uzmanı
Amerikan Board Sertifikalı Doktorlar Derneği Başkanı
www.abcd.org.tr |